Baykal :Sistematik bir sivil darbe ile karşı karşıyayız.

27 Haziran 2016 23:58

CHP'nin önceki Genel başkanı Deniz Baykal 6 yıl sonra kürsüde CHP adına konuştu ve AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanına AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanına Danıştay Kanunu ile ilgili oılarak da sert eleştiriler yöneltti.

BAYKAL'IN DANIŞTAY KANUNU HAKKINDA 

CHP GRUBU ADINA YAPTIĞI KONUŞMA

 
Cumhurbaşkanını Yargıya en kaba operasyonu yapmakla suçlayan Baykal, Yargının ele geçirilmesi operasyonunda sıranın yüksek Yargıya geldiğini söyledi ve "Yüksek Yargı topluca azledilip sıfırlanmaktadır."  dedi.  Yargıya 3 kez operasyon yapıldığını söyleyen Baykal, ve bu anayasaya aykırı, hukuka aykırı, meşru olmayan düzenleme ile 148 yıllık yüksek yargı kurumununun " Sarayın Danıştayı, Sarayın Yargıtayı"na dönüştürüleceğini söyledi.

Deniz Baykal'ın konuşması CHP İizmir milletvekili Atilla sertel tarafından Periscope TV aracılığı ile canlı olarak yayınlandı.

TBMM Tutanaklarından Deniz Baykal'ın konuşması (tamamı)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; milletçe acı bir dönem yaşıyoruz. Bir yandan, her gün gelen şehit haberleri, öte yandan, çöken turizmin ağır maliyeti, derken şimdi de bir yangın çıktı, Türkiye'miz ve Antalya'mız yaşadığı büyük acılar içinde. Buradan milletimize, hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi ifade etmek istiyorum. Umarım, ramazan ayında bu dileklerimiz gerçekleşir ve milletimiz bir an önce mutlu günlere kavuşur.

Bu dönemde Türkiye'de en büyük tahribatı yaşayan alan adalet ve yargı alanı olmuştur.

2010 referandumundan sonra yargı iktidar tarafından hedef olarak seçilmiştir.

Kısaca hatırlayalım: Bu dönemde tabii hâkim ilkesi tahrip edilmiştir. Sulh ceza hâkimlikleri kurulmuş, DGM, özel yetkili mahkemeler, son olarak sulh ceza hâkimlikleri ihdas edilmiştir. Masumiyet karinesi ihlal edilmiştir. Tutukluluk tedbir olmaktan çıkmış, cezaya dönüşmüştür. Delilden sanığa değil, sanıktan delile gitme yöntemine geçilmiştir. Gizli tanık üretilmiştir. Hükümlülerle pazarlık yapılmıştır. CD'ler ve ıslak imzalar imal edilmiştir. İddianameler Emniyette hazırlanmış, Emniyet savcılıkta ve hatta mahkemelerde davaları yönlendirmiştir. Sonucunda Genelkurmay Başkanı terör örgütü yöneticisi olarak suçlanmış ve müebbet hapse mahkûm olmuştur. Yargı, TSK, Deniz Kuvvetleri ve aydınlarla hesaplaşmanın aleti hâline getirilmiştir.

HSYK 3 kez siyasi operasyona maruz kalmıştır.

2010 referandumuyla yapısı değiştirilmiş, sonuç alınamamıştır; üye sayısı artırılmış, sonuç alınamamıştır; üye sayısı azaltılmış, sonuç alınamamıştır; sonuncusunda listeli seçimlerle HSYK siyasi parsellenmeye tabi tutulmuş, siyasi, ideolojik kimlikleriyle hâkimler seçilmiştir ve Adalet Bakanlığının finanse ettiği seçim kampanyasıyla bu sonuç ortaya çıkmıştır. Bugün bu yapılan iş bölümü ve oluşturulan daireler ve yapılan atamalar sonucunda HSYK siyasi talimatla işleyen bir kurum hâline gelmiştir. O nedenle, Gezi davasında Beşiktaş Futbol Kulübü taraftarlarına dava açılmakta, bir gazetecilik faaliyeti casusluk suçlamasına sokulmakta, akademisyenler düşünce açıkladıkları için, gazeteciler bir yayın organına destek verdikleri için tutuklanabilmektedir.

HSYK eliyle ilk derece mahkemeleri siyasi yönlendirmeyle denetim altına alınmıştır, şimdi sıra yüksek yargıya gelmiştir.

Son iki buçuk yılda 3 kez yüksek yargıya siyasi operasyon yapılmıştır. Önce, yüksek yargıdaki üye sayısını arttırarak yüksek yargıyı ele geçirme denemesi yapılmıştır, Daha sonra bunun tam tersi denenmiş ve üye sayısı azaltılarak aynı amaca ulaşılmak istenmiştir, Şimdi de Yargıtay ve Danıştay üyelerinin tümünü azledip sıfırlayarak HSYK ve Cumhurbaşkanı atamalarıyla yüksek yargıyı siyasi kontrol altına alma amacına ulaşmayı öngören bir tasarı hazırlanmıştır.

Bu, yargıya yönelik müdahalelerin en kabasıdır. Anayasa'ya göre bir yargı mensubunun bile azledilmesi mümkün değilken Yargıtay ve Danıştayın tümünü azledip sıfırlamayı düşünmek Anayasa'nın 138 ve 139'uncu maddeleri karşısında nasıl bir zihniyeti ortaya koymaktadır, takdirinize bırakıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Artık ne hâkimlik teminatı ne de yargı bağımsızlığı kalmıştır. Yargıtayın azli diye bir olay 27 Mayıs, 12 Eylül askerî darbeleri de dâhil tarihimizin içinde hiçbir zaman yaşanmamıştır. Hiçbir demokratik ülkede böyle bir uygulamanın örneği yoktur. Ulusal hukuka da bir parçası olduğumuz uluslararası hukuka da tamamen aykırıdır. İdareyi denetleyecek olan Danıştayın yüzde 25'inin de Cumhurbaşkanı tarafından atanacak olmasını takdirinize sunuyorum.

Yargı güvencesinin bir parçası olan kesintisiz yüksek yargıçlık anlayışı da ortadan kaldırılmıştır.

Yeni yüksek yargıçların görev süresi on iki yılla sınırlandırılmıştır, on iki yıl sonra siyasi iktidarın tasarrufuna maruz kalma tehdidiyle baş başa bırakılacaklardır. Yargıçlık mesleğine giriş de keyfî takdire açık sözlü sınavlara bağımlı hâle getirilmiştir. Yargıtay Başkanının ifadesiyle, yüzde 30'lara düşmüş olan yargıya güven, bu müdahalelerin sonrasında her hâlde onu bile aratacak hâle gelecektir.

Bu düzenleme elbette hukukun temel ilkelerine de Anayasa'ya da aykırıdır ama öyle anlaşılıyor ki Anayasa Mahkemesi bu kanunla ilgili bir karar alıncaya kadar sıfırlanan üyeliklere yeni atamalar yapılacaktır ve Anayasa Mahkemesi kararı geriye dönük işlemeyeceği için Anayasa fiilî durum karşısında işlemez hâle gelecektir.

Daha önce HSYK'nın idari personeliyle ilgili yapılan düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi iptal etmişti fakat Anayasa Mahkemesi karar geriye yürümediği için Anayasa'ya aykırı fiilî durum bugün hâlâ devam etmektedir.

Bu kurnazlıkların bir yönetim tarzı olarak itibar gördüğü, hukuk ve Anayasa duyarlılıklarının önüne geçtiği bir dönemi yaşamaktayız. Anayasa'ya ve hukuka karşı fiilî durum yaratma zihniyetinin elinden çıkacak bir anayasaya önem atfetmek sadece saflıktan ibarettir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu hukuk dışı durum, hukuka ölçüsüz, sınırsız bir saldırıdır.

Ne yazık ki Anayasa'nın kural ve ilkeleri değil, fiilî durum işletilecektir, Anayasa'ya aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği hâlde. Düşünebiliyor musunuz, Anayasa Mahkemesinin muhtemel bir aykırılık kararına rağmen fiilî durum yaratılarak Anayasa'ya aykırı bir biçimde atanacak Yargıtay ve Danıştay üyeleri on iki yıl boyunca görev yapmaya devam edecekler. Böyle bir zilleti hukukumuza yaşatmaya kimin, ne hakkı var? (CHP sıralarından alkışlar)

Anayasa'ya aykırı olduğu belirlenen bir kanunla oluşturulan yeni Yargıtay ve Danıştay üyelerinin alacağı kararlarla milyonlarca vatandaşımız adalet susuzluğunu gidermeye çalışacak.  Bu, milletle alay etmektir.

Yargıtay ve Danıştayda bu kadar hukuksuzluğu göze almanın gerekçesi olarak cemaat etkisini kırma ihtiyacı öne sürülüyor. Elbette cemaatten talimat alan bir yüksek yargı mensubu hiçbir şekilde kabul edilemez. Ne yazık ki böyle bir durumun var olduğu da bir gerçektir. Tabii "Türkiye bu noktaya kimler tarafından, hangi hesaplarla, hangi iş birliğiyle taşınmıştır?" konusunu günü gelince ele alırız ama bugün, yargıdaki cemaat etkisinin kırılması gerektiği açıktır.

"Hukuk bir ihtiyaç varsa askıya alınabilir. Ancak bir ihtiyaç yoksa uygulanabilir." diye bir ilke olamaz.

Hukuk, tüm sorunların çözümünde temel almak zorunda olduğumuz bir çerçevedir. Hukuk, işinize geldiği zaman uygulayacağınız, işinize gelmediği zaman "defakto" deyip uygulamaktan vazgeçebileceğiniz bir oyuncak değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması sorununu, Anayasa'daki dokunulmazlık maddesini geçici bir süre askıya alarak çözme garabeti ve hukuksuzluğu, şimdi yüksek yargı organlarındaki cemaat sorununu çözme bahanesi için de aynı şekilde kullanılmak isteniyor. Böylece yüksek yargı organlarındaki hâkimler azlolunacak ve yeni atamalar yapılabilecektir. Danıştayın yüzde 25'i Cumhurbaşkanı tarafından atanacak, geri kalan atamalar da iktidarın kontrolü altındaki HSYK tarafından yapılacaktır.

Yüz kırk yıllık bir büyük tarihsel sürecin içinden gelen Yargıtay ve Danıştay böylece siyasi iktidarın siyasi denetimi altına girecektir. Bu, sadece hukuk sistemimizin değil demokrasimizin de büyük bir darbe yemesi demektir.

Düşünün ki 1868 yılında Padişah Abdülaziz'in iradesiyle "Divan-ı Ahkâm-ı Adliye" adıyla kurulan bugünkü Yargıtayın kuruluş amacı iradede şöyle açıklanmıştır, "Kişilerin hakları ve güvenlikleri açısından -Bugünkü Türkçeyle söylüyorum- çok önemli olan hukuk işlerinin mülki işlerden ve yürütmeyle görevli Hükûmetten ayrı bir düzene kavuşturulması, adalete değer veren Padişahın büyük arzusu" olarak belirtilmiştir.

Yüz kırk sekiz yıl sonra bugün siz bu kurumları "iktidarın Yargıtayı", "iktidarın Danıştayı" hâline dönüştürüyoruz. "İktidarın Yargıtayı" ve "iktidarın Danıştayı" diyorsam, biliniz ki nezakettendir. Belki birilerinin çıkıp "sarayın Yargıtayı", "sarayın Danıştayı" demesi daha da gerçekçi olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Çok ayıp…

DENİZ BAYKAL (Devamla) -

Cemaat sorununu hukuk içinde çözmenin geçerli yolları vardır. Anayasa'nın 139'uncu maddesindeki "meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler" ibaresi bireysel inceleme, soruşturma ve disiplin uygulamalarıyla bu sorunun çözülebileceğini gösteriyor.

İktidarın cemaatle bağlantılı yargı mensupları konusunda bilgi sahibi olduğu beş gün içinde atama öngören hükümden anlaşılmaktadır. Danıştay ve Yargıtay üyelerinin tümünü azletmektense bağlantısı olanların soruşturulması hukukun gereğidir.

Fakat anlaşılıyor ki iktidar, bu bahaneyle, Yargıtayın ve Danıştayın tümünü bizzat belirlemenin peşindedir. Eğer bireysel inceleme, soruşturma, disiplin yöntemini kullanma ihtiyacı içine Hükûmet girerse, inanıyorum Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, bu konuda ihtiyaç ortaya çıkacak olur ise yasal düzenlemelerde gerekli katkıyı yapmaya hazırdır.

Değerli arkadaşlarım, yargıya yönelik bu düzenleme Anayasa'ya uygun değildir; legal değildir, meşru değildir.

Daha önce HSYK konusunda da bir Anayasa ihlalini "AYM kararları geçmişe uygulanamaz." diyerek ihlal ettiniz. Anayasa Mahkemesi kararında "Kamu görevlilerinin görevlerine kanuni düzenlemelerle son verilmesi hukuki güvenlik ilkesinin ihlalidir, Anayasa'ya aykırıdır." demiştir. Bu defa kamu görevlileri de değil, anayasal teminatı olan yüksek hâkimlerin görevine yasama tasarrufuyla son veriyorsunuz. Ne Osmanlı ne de cumhuriyet tarihinde ne de herhangi bir demokratik ülkede yüksek yargı mensupları topyekûn azledilmiş değildir. Bu, Anayasa'ya aykırı ama siz, öyle anlaşılıyor ki, bunu gene de yapacaksınız. Bu durum sizin pek çok önemli başka diğer konularda da olduğu gibi hukuki, anayasal bir yönetim tarzı dışına çıkma alışkanlığı içinde olduğunuzu ortaya koymaktadır.

Anayasa'ya aykırı bir Cumhurbaşkanlığı sistemi oluşturdunuz.

Şimdi Anayasa'ya aykırı bir yargı sistemi oluşturma çabasındasınız. Suç örgütleriyle zaman zaman iş birliği yapıyorsunuz. Tüm bunlar çok ciddi bir hukuk ve siyaset sorunları silsilesini doğuruyor. Cumhurbaşkanlığı konusu da bu tablonun içerisindedir. Siz de bunun bir fiilî durum olduğunu kabul ediyorsunuz. Fiili durum olduğunu kabul etmek durumun hukuki ve meşru olmadığını kabul etmek demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Fiilî durum işliyorsa hukuki durum işleyemiyor demektir. Bunun hiçbir sonucu olmayacağını düşünemezsiniz. Yüksek yargıda da fiilî durum yaratacaksınız. PKK'yla da bu fiilî durumu yarattığınıza şahit olduk. Dokunulmazlıkların kaldırılmasında da fiilî durum yarattınız. PKK'yla gün oldu kol kola girdiniz, Habur'da seyyar mahkemeler kurup aklamaya çalıştınız, alan hâkimiyeti kurmasına göz yumdunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Tüm bunlar hukuka karşı birer fiilî durumdur.

Yine, aynı şekilde, bir cemaatle içli dışlı ilişki kurdunuz, ne istedilerse verdiniz. O cemaatle büyük, yaygın, kapsamlı iş birliği yaptınız; yargı ve emniyet güçlerini birlikte dizayn ettiniz, ordu güçlerini de birlikte tahrip ettiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi de "Aldatıldık." deyip tüm bu hukuksuzluklardan sıyrılmaya çalışıyorsunuz. Bu, ancak yargı mercilerinin huzurunda yapabileceğiniz bir savunmadan ibaret olabilir. (CHP sıralarından alkışlar) 17-25 Aralık döneminin üzerine de bir fiilî durum perdesi çektiniz.

Bu kadar hukuk dışı, bu kadar suç ve sorumluluk doğuran iş birlikleri iktidarı tehlikeli bir sarmalın içine sokmuştur. Bu sarmaldan Yargıtayı azlederek çıkmak mümkün değildir.

Bu kadar büyük hukuk dışılıkları göze almayı gerektiren herhâlde büyük bir korku vardır. Bu kadar hukuk ihlali ancak bir büyük korkunun eseri olabilir. Yargıtay ve Danıştayı azlederek, hukuku susturarak korkudan kurtulamazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu kadar fiilî durum, bu kadar hukuk ihlali, ister istemez, sistematik bir sivil darbe durumuyla karşı karşıya kaldığımızı bize göstermektedir. Elbette ortada tank, top yoktur ama görünüyor ki demokrasi mekanizmaları devre dışıdır. Ne hesap sorma ne hesap vermenin, ne hukukun ne demokrasinin gerekleri yerine getirilememektedir; bu da ancak bi defakto durumda mümkün olabilir.

Bizim siyasi kültürümüzde aldatma, yalan dolan, kandırma yoktur; ahlak üzere, dürüstlük üzere siyaset yapmak vardır. Machiavelli bizim kültürümüzde yoktur; Fatih'in hocası Akşemseddin, Nizamülmülk, İbni Haldun vardır. Uzlaşma ihtiyacı var. Bu işin sonu iyi değildir.

Yüzde 50 oyla ne yapılabilir, ne yapılamaz?

Anayasa'yı ihlal hakkını vermez yüzde 50 oy; Türkiye'nin temel millî siyasi kimliğini, temel dış politika ilkelerini çiğneyip ülkeyi savaşa sokma imkânı vermez; milleti ayrıştırma hakkı vermez, yargıç teminatını ortadan kaldırma hakkını vermez. "Defakto" demek "illegal" demektir; "Fiilî durum" dediğiniz, işte o defaktodur. Bir şey yapılamıyor olması buradan kaynaklanıyor.

Demokrasi denge mekanizmaları devre dışıdır. Bu, ancak bir sivil darbeyle izah edilebilir. Eğer bu denli büyük hukuksuzluğu göze alıyorsanız korkunuz büyük demektir; bunu yapmayın, bunun sonu iyi değildir. Uzlaşın, korkunun çaresi otoriterleşerek değil, milletle uzlaşarak açılır. İsrail'e sergilediğiniz iş birliği anlayışını Türkiye'den, kendi vatandaşlarımızdan esirgeyemezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım,

Milleti çok yordunuz. "Avrupa Birliğine giriyoruz." dediniz, şimdi kavga ediyorsunuz. "PKK'yla anlaştık." dediniz, ortak miting yaptınız, şimdi Osmanlı ve cumhuriyet tarihinin en büyük iç çatışmasını yaşatıyorsunuz. Cemaatle kol kola, omuz omuzaydınız, şimdi onlardan kötüsü yok. Suriye, Mısır, Rusya, İsrail…

Çatışırken de, barışırken de size inanmamızı istiyorsunuz. Millet size inanıp peşinizde yürümekten perişan oldu, milleti çok yordunuz. Bu gelgitler, tutarsızlıklar sizin de ötenizde, ülkenin güven kaybına yol açıyor. Size "Kimseyle barışmayın." ya da "Kimseyle çatışmayın." demiyorum. Barışacaksanız da, çatışacaksanız da kendi özel siyasi hesaplarınız için değil, bunu milletin menfaati için yapmalısınız. (CHP sıralarından alkışlar) Kendi ülkenizdeki vatandaşlarınızla barışmanın değerini hiçbir yabancı ülkeye vereceğiniz tavizlerle elde edilecek barışla mukayese edemezsiniz.

Bir süre önce AB'ye girişinizi gündüz vakti havai fişeklerle kutluyordunuz, şimdi çatışıyorsunuz. Otoriterleşerek, hâkimleri azledip Danıştayı, Yargıtayı sindirerek bu çatışmayı kazanamazsınız. Tam tersine, Avrupa'nın çifte standartlarına, İslamofobisine meydan okumanın yolu, Türkiye'nin içinde hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını, insan hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktan geçer.

Çözüm, otoriterleşme ve çatışma değil, uzlaşma ve hukuku, demokrasiyi işletmektir.

Hepinize teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)